Blog Tarih

Yaşadığı Çağın Ruhuna Sahip Bir Osmanlı Hükümdarı: Sultan II. Abdülhamid

2017 yılı Sultan II. Abdülhamid [d.1842-ö.1918; h.1876-1909] tartışmaları bakımında yoğun geçecek gibi görünüyor. Özellikle de hakkında TRT için çekilen dizi filmin ve belgeselin gösterilmeye başlamasıyla birlikte bu tartışmalar yeniden alevlenecektir. Tarihî bir şahsiyetin bu şekilde gündemde olması; insanların onun hakkında konuşması ve tartışması, tarih câmiası bakımından güzel bir gelişme olarak yorumlanabilir. Fakat tartışmalarda bir üslup sorunu olduğunu belirtmek gerek. Zîrâ II. Abdülhamid tartışmaları hâlen onun “kızıl sultan” mı yoksa “ulu hakan” mı olduğu şeklindeki klişe iki kavram arasına sıkışıp kalmıştır. Bu iki klişe tanım arasına sıkıştırılmış olan Sultan Hamid, gerçek Abdülhamid değildir.


Netice itibarıyla tarihî olaylar ve şahsiyetler elbette tartışılacaktır. Tartışılmalıdır da. Ayrıca tarihi ve tarihle ilgili konuları tartışmak kolaydır. Bu tür tartışmalarda tarihî hâdiseler veya şahsiyetler hakkında ne söylenmek istenirse, eldeki bazı verilerden hareketle bir şeyler söylenebiliyor. Şayet somut bir şeyler bulunamazsa dahi, en kötü ihtimalle bazı olaylar kendi bağlamından koparılarak istenildiği gibi popüler tarzda gündeme uyacak bir şekilde yorumlanabilir. Hatta yetmedi duruma göre de bazı şeyler uydurulabiliyor. Böylesi bir maksada hizmet eden uydurma rivayetlerin ve yorumların tasallutuna en fazla maruz kalan alan kesinlikle tarihtir; tarihte ise, Sultan II. Abdülhamid’dir.

II. Abdülhamid’in arşivinden İstanbul fotoğrafları

Buradan bir tarih tartışması yaparak, II. Abdülhamid hakkında bir şeyler dile getirmek istiyoruz. Akademik bir “alan” olarak tarih, hiçbir zaman “geçmiş” olarak tarihin gerçek karşılığı değildir. Geçmiş olarak tarih, olaylar ve şahıslar silsilesiyle akan kesintisiz bir süreçtir. Bu sürecin tam olarak kayıt altına alınmasında ve tespit edilmesinde bir şeyler hep eksik kalabiliyor. Tarihçinin mesleğini icra etme çabasında tarihî veri anlamındaki en önemli sorunu bu eksikliktir. Bu eksiklikle birlikte tarihçilik yaparken karşılaştığı asıl sıkıntı ise kendi zihin dünyası ve fikirleridir. Tarihçi, elde ettiği tarihî bulguları eksiklikleriyle birlikte nihaî olarak kendi zihin dünyasında düşüncesine göre kurgular ve bunları yeniden inşâ eder. Bundan dolayıdır ki, kurgulanan ve yeniden inşâ edilen her bir tarihî olay veya tarihî şahsiyetin hayatı, ne ilgili hâdisenin tam olarak karşılığı ve ne de şahsın tam kendisidir. Bu durum, körlerin fil tarifi darb-ı meseliyle izah edilebilir. Kör, dokunduğu filin belli bir kısmından hareketle tüme varım yoluyla kendi algısına göre bir fil tarifi yapar. Yani kişisel kanaatlerinden hareketle genel bir neticeye ulaşıyor.

II. Abdülhamid’in arşivinden İstanbul fotoğrafları

Körlerin fil tarifi, Sultan II. Abdülhamid tartışmalarını izah eden güzel bir örnektir. II. Abdülhamid tartışmalarına katılanlar, daha öncesinde bir şekilde ulaşabildikleri bazı bilgilerle, iddialarla ve yorumlarla zihin dünyalarında oluşturdukları Sultan Hamid algısından hareketle bir tasvir yapıyorlar. Özü itibarıyla bunların dayandığı tarihî belli veriler ve yorumlar var olsa da gündeme getirilen her Sultan Hamid tasviri şahsîdir, algısaldır ve kurgusaldır. Bunlar, bütün olarak tarihî gerçeklik anlamında mutlak bir II. Abdülhamid resmi veremezler. Olsa olsa onun hayatından ve düşüncelerinden bazı kesitleri taşıyabilirler. Bu şekilde eldeki bu tür verilerden hareketle ve tüme varım yoluyla genel bir II. Abdülhamid resmi çıkartılabilir. Sonuçları itibarıyla parça bütün hakkında bir fikir verse de, gerçekte bütünün yerini asla tutamaz.

II. Abdülhamid’in arşivinden İstanbul fotoğrafları

Sultan II. Abdülhamid hakkındaki tartışmalarda gündeme getirilen bilgiler, iddialar ve yorumlar elbette belli rivâyetlere dayandırılıyor. Bunların kabul edilmesinde veya reddedilmesinde belirleyici olan sahihliklerinden ve tutarlılıklarından daha ziyade insanların zihinlerinde yerleşik Sultan Hamid algısına uyup uymadığı; bunu destekleyip desteklemediğidir. Netice itibarıyla ihtiyaca göre yapılan böylesi okumalar yerleşik algıyı kuvvetlendirmekten başka bir şeye hizmet etmiyor. Kafadaki II. Abdülhamid algısını değiştirecek farklı okumalar yapma ihtiyacı da zâten pek hissedilmez. Zirâ en hakikî Sultan Hamid, zaten kendi zihninde inşâ ettiğidir. Bir başkasına da ihtiyacı yoktur. Aslında bu şartlar altında cereyan eden tartışmalarda taraflar, tarihî şahsiyet olarak II. Abdülhamid’i değil kendi zihinlerinde var ola gelen Sultan Hamid algısını gündeme getiriyorlar.

Bu tespitlerin ardından bir Sultan II. Abdülhamid tasviri de biz yapmak istiyoruz. II. Abdülhamid her şeyden önce insandır, erkektir, kocadır ve babadır; devlet adamıdır, hükümdardır ve halifedir; marangozdur, hattattır ve ressamdır. Döneminin insanıdır ve zamanının ruhuna sahiptir. Buna göre de oluşan tutkuları, zevkleri ve zaafları vardır. Doğumundan ölümüne kadar ki bütün ömrünü, bu özelliklerinin günlük hayattaki ve siyasetteki pratikleriyle;  bunların yansımalarıyla geçirmiştir. İnsan olması hasebiyle hayatın icapları neyi gerektiriyorsa onu yerine getirmiş; hânedan mensubu olarak imkânları ölçüsünde dünyanın bütün nimetlerinden fazlasıyla istifade etmiştir. 76 yıllık hayatı ve 33 senelik hükümdârlığı boyunca günlük hayatında sevap da günah da işlemiştir; doğruları da yanlışları da olmuştur.

Sultan II. Abdülhamid, Tanzimât hükümdârı olan ve tam bir avrupaî-aristokrat hayat yaşayan Sultan Abdülmecid’in [d.1823-ö.1861; h.1839-1861] oğludur. Küçük bir yaşta annesinin vefât etmesi üzerine öksüz kalmış ve annesizliğin acısını yaşamıştı. Annesizliği daha sonraki hayatında hep hissetmişti. Modernleşme dönemi şehzâdesi olarak modern ve klasik bir eğitim almıştı. Gençliğinden itibaren ticaretle iştigal etmiş; marangozlukla uğramıştı. Borsada yatırım yapmış; paradan para kazanmıştı. Ömrünün sonuna kadar sigara tüttürmüştür. İyi bir sigara tiryakisi idi. Gençliğinde içki de içmişti. Fakat bir kazadan dolayı tövbe etmiş ve bir daha alkol kullanmamıştı. Klasik Avrupa müziğini severdi; opera ve tiyatro seyretmekten büyük haz alırdı. Bu tür gösteriler için Yıldız Sarayı’nda özel bir salon yaptırmıştı. Avrupa’dan gelen opera ve tiyatro gruplarına kendisi, haremi ve misafirleri için özel gösteriler icra etmişti. Resim çizerdi. Polisiye romanları severdi. Hanımları ve ikbâlleri vardı. Kız ve erkek çocuklarıyla yakînen ilgilenirdi; onları bir hânedan mensubu olarak çağın gereklerine göre modern bir şekilde yetiştirmişti. Kişilik olarak dindardı ve ehl-i tarikti. Merhametli, cömert, zeki, metin, pragmatik, şüpheci ve temkinli bir karaktere sahipti. Risk alırdı. 33 yıllık hükümdârlık döneminde takip ettiği siyaseti, onun bütün bu özelliklerinin bir pratiği idi.

Osmanlı hükümdârı olarak devletin ve milletin maddî-manevî sorumluluğunu ve ağırlığını her zaman hissetmişti. 33 yıl boyunca bu görevini başarılı bir şekilde yerine getirmişti. Devleti ve toplumu iyi bir şekilde yönetebilmek için geceli gündüzlü büyük bir samimiyetle ve fedâkârlıkla çalışmıştı. Nihaî amacı, emperyal devletler karşısında Osmanlı Devleti’nin ve milletin varlığını mevcut coğrafya üzerinde sürdürmesini sağlamaktı. Bunun için yaptığı en önemli icraatı devletin modern meşrûtî ve anayasal yönetime geçmesi idi. Ciddî borçlara ve mâlî krizlere rağmen devletin altyapısının iyileştirilmesi faaliyetleri için yabancı sermayelerle çok büyük projeler ve yatırımlar yaptırmıştı. Askerîyede hem eleman hem de silah olarak önemli iyileştirmeler gerçekleştirmişti. Toplum hayatını eğitim, kültür, sosyal ve spor alanlarında zenginleştirmişti. Müslümanların halifesi olması hasebiyle Asya ve Afrika’daki Müslümanlara da alaka göstermiş ve onlarla ilgilenmişti. Dış siyasette ve diplomaside yeni arayışlara girmişti.

II. Abdülhamid’in arşivinden İstanbul fotoğrafları

Devlet adamı olarak başarılı faaliyetlerine rağmen hataları da olmuştur. Mesela, Meclis-i Mebûsân’ı çok uzun süre 30 yıl boyunca tatil etmişti. Bu durum tepkilere neden olmuştu. Bâb-ı Âlî’yi fazlaca pasif hâle getirmişti. Çok sık olarak Sadrazam değiştirmişti. Jurnalciliğin amacı dışına çıkarak yaygınlaşmasına ve toplumsal bir sorun hâline gelmesine engel olamamıştı. Jön Türklerin siyasî taleplerini dikkate almamıştı. Bize göre bu talepleri en geç 1906 veya 1907 yılında görebilir ve karşılayabilirdi. 1908 Jön Türk İhtilâli’ne gerek kalmadan meclisi tekrar açabilirdi. Bu şekilde 1908 İhtilâli ve ardından patlak veren 1909 31 Mart Hâdisesi gibi devlete ve topluma ağır mâliyetler getiren talihsiz gelişmeler sürecinin önüne geçebilirdi. Yine Balkanlar’da Osmanlı iç işlerine müdâhele etmek isteyen Rusya ve Avusturya’ya engel olamamış; devletin otoritesini ve gücünü Balkanlara tam yerleştirememişti. Buraya yönelik çözümleri kalıcı ve nihaî olmaktan ziyade günü birlikti. Dolayısıyla 1912-1913 Balkan Harbi’yle ilgili süreci izah ederken, biraz da buralara bakmak gerek.

II. Abdülhamid’in arşivinden İstanbul fotoğrafları

Özetin özeti olarak toparlamak gerekirse, Sultan II. Abdülhamid döneminin insanıdır ve hükümdârıdır. Kararlarıyla, icraatlarıyla; hatasıyla ve sevabıyla Osmanlı tarihinin en önemli devlet adamlarından ve aktörlerinden biridir. Hükümdârlık yıllarında takip ettiği siyaseti genel hatlarıyla değerlendirmek gerekirse, hatalarıyla birlikte ardında başarılı bir yönetim bırakmıştır. Bu başarıları, Türk tarihi açısından daha sonraki süreci olumlu olarak etkilemiştir.

II. Abdülhamid’in arşivinden İstanbul fotoğrafları

Yazar: Prof. Dr. Necmettin Alkan Editör: Yusuf Paçacı

Yorum Yaz